Tek bir gözümü açtım,
Bir bulut karşımda.
Dedi ki "işin püf noktası
doğru anı seçmektir."
Yıldırım olmuşum meğer,
doğru anı bekledim.
Ne zaman ki gök gürledi
Bulut da konuştu.
"İşte bunu kastettim."
29.11.08
3.8.08
Büyümüş de Küçülmüş
Kararı o verdi. Zaten hep o verir. Bize fikrimizi sorsa da, hep kendi dediğini yapar. Bu konuyla ilgili çeşitli teorilerimiz var. Bir arkadaşım bir gün şöyle söylemişti.
-Aslında bir gün, içimizden birisi ona gerçekten iyi bir fikir söylüyor ve o da bunu uygulamaya karar veriyor. Fakat, içimizden birisinin fikrini kullandığını bilmemizi istemiyor. Bu yüzden de o fikri bulan kişiyi “yok ediyor”.
Tabii ki bu son iki sözcük tüylerimi diken diken ediyor. Çünkü “yok olmak” söz öbeği, evrenden tamamen kaybolmak, aslında hiç var olmamak demek. Dostlarınız sizi hatırlamaz, zaman tümüyle değişir, varlıklarda öyle. Peki bunu yapmaya gücü var mı? Elbette… Biz melekler, ona sonsuz bir saygı duyarız, (duymak zorundayız.) ve biraz da korktuğumuzdandır ki, her isteğini yerine getiririz.
Onun ismi ‘Şeytan’ ve yeryüzünün dokuzmilyondokuzyüzbindokuzyüzdoksandokuzuncu defa yok oluşu için bizden bir fikir talep ediyor. Ben ise, fikrimin fazla değişik ve güzel olmamasına özen göstererek (özellikle şeytanın sevmeyeceği türden) bir fikir atıyorum ortaya. Şöyle söylüyorum. “İnsanlar iyilik yapmadıkları takdirde ölsünler.” Gözleri parlayarak bakıyor bana ve bir kahkaha atıyor. “İyilik yapmayan ölsün mü? Tam tersi daha güzel olmaz mıydı sevgili meleğim? Bu kadar saf bir fikir daha duymadım ben.” Utançtan yüzüm kıpkırmızı kesiliyor ve oradan ayrılıyorum.
Ölmediğim için şanslıyım çünkü ‘Şeytan’, bir bakıma benim fikrimi kullanıyor. –Sanırım hala bu satırları ‘düşünebildiğime’ göre, dostumun teorisi çürümüş demektir.— Şeytan, benim fikrimi biraz değiştirerek kötüler konseyine oylamaya sunuyor. Son derece gaddarca olan bu fikrin babası olmak beni üzüyor. Oylama %100’le kabul görüyor. (Arkadaşımın teorisine göre milyonlarca seferdir %100 oy olmasının sebebi, ret oyu verenlerin “yok olması”.)
Yeryüzünün son yok oluş biçimi için şu fikir hayat buluyor: (Böyle yazınca –düşününce- bir garip oldu.) Yeryüzünde meydana gelen herhangi bir kötü eylem, gezegenin küçülmesine yol açacak. Gezegen küçüldükçe, yaşanacak yer kalmayacak, canlılar azalacak. Ta ki, tek bir kişi kalana kadar. Zamanın sonuna kadar yeryüzü, artık o tek kişinin emri altında, sonsuza kadar var olacak.
Ve bunun durduramadılar. Kendi yok oluşlarına sebebiyet vermesine rağmen, insanoğlu bunu durduramadı. İçlerindeki kötülük hiçbir zaman dinmedi ve nesilden nesle aktarılmaya devam etti. Birkaç yüzyıl içinde diğer dokuzmilyondokuzyüzbidokuzyüzdoksansekiz defa olduğu gibi bu seferde yeryüzünün sonu geldi. Gittikçe küçülen gezegen insanlara dar gelmeye ve bu sebeple yaşanacak yer kalmayınca da birbirlerini öldürmeye kadar vardı. Kötülük kötülüğü doğurdu, iyilikler ise zamanla yaşlanıp yok oldu. İnsanoğlu kendi kendini yok etti ve bu güzel planıyla ‘Şeytan’ kılını bile kıpırdatmadan bir başarıya imza atmış oldu.
Yeryüzünün sonu geldiğinde ve mini minnacık bir gezegen haline dönüştüğünde üzerinde tek bir küçük canlı vardı. Olan biten her şeyden habersiz bir şekilde yaşıyordu minik gezegeninde. Canından çok sevdiği, her gece üşümesin diye üzerini fanusla kapattığı minik bir çiçeği, son macerasından bulduğu, çiçeğine zarar vermesin diye kutunun içinde sakladığı küçük bir koyunu vardı. Oturmuş bir resim çiziyordu. Dıştan ve içten fil yemiş bir boa yılanı resmiydi bu. Gülerek baktı resmine. Daha 5 dakika önce izlemesine rağmen tekrar özlediği için oturduğu iskemlesini çevirerek günbatımını izlemeye koyuldu. Küçük bir gezegene sahip olmanın avantajıydı bu. İstediğiniz zaman günbatımını izleyebiliyordunuz. İsmi Küçük Prens’ti bu çocuğun ve hayatının sonuna kadar küçük kaldı, mutlu yaşadı.
-Aslında bir gün, içimizden birisi ona gerçekten iyi bir fikir söylüyor ve o da bunu uygulamaya karar veriyor. Fakat, içimizden birisinin fikrini kullandığını bilmemizi istemiyor. Bu yüzden de o fikri bulan kişiyi “yok ediyor”.
Tabii ki bu son iki sözcük tüylerimi diken diken ediyor. Çünkü “yok olmak” söz öbeği, evrenden tamamen kaybolmak, aslında hiç var olmamak demek. Dostlarınız sizi hatırlamaz, zaman tümüyle değişir, varlıklarda öyle. Peki bunu yapmaya gücü var mı? Elbette… Biz melekler, ona sonsuz bir saygı duyarız, (duymak zorundayız.) ve biraz da korktuğumuzdandır ki, her isteğini yerine getiririz.
Onun ismi ‘Şeytan’ ve yeryüzünün dokuzmilyondokuzyüzbindokuzyüzdoksandokuzuncu defa yok oluşu için bizden bir fikir talep ediyor. Ben ise, fikrimin fazla değişik ve güzel olmamasına özen göstererek (özellikle şeytanın sevmeyeceği türden) bir fikir atıyorum ortaya. Şöyle söylüyorum. “İnsanlar iyilik yapmadıkları takdirde ölsünler.” Gözleri parlayarak bakıyor bana ve bir kahkaha atıyor. “İyilik yapmayan ölsün mü? Tam tersi daha güzel olmaz mıydı sevgili meleğim? Bu kadar saf bir fikir daha duymadım ben.” Utançtan yüzüm kıpkırmızı kesiliyor ve oradan ayrılıyorum.
Ölmediğim için şanslıyım çünkü ‘Şeytan’, bir bakıma benim fikrimi kullanıyor. –Sanırım hala bu satırları ‘düşünebildiğime’ göre, dostumun teorisi çürümüş demektir.— Şeytan, benim fikrimi biraz değiştirerek kötüler konseyine oylamaya sunuyor. Son derece gaddarca olan bu fikrin babası olmak beni üzüyor. Oylama %100’le kabul görüyor. (Arkadaşımın teorisine göre milyonlarca seferdir %100 oy olmasının sebebi, ret oyu verenlerin “yok olması”.)
Yeryüzünün son yok oluş biçimi için şu fikir hayat buluyor: (Böyle yazınca –düşününce- bir garip oldu.) Yeryüzünde meydana gelen herhangi bir kötü eylem, gezegenin küçülmesine yol açacak. Gezegen küçüldükçe, yaşanacak yer kalmayacak, canlılar azalacak. Ta ki, tek bir kişi kalana kadar. Zamanın sonuna kadar yeryüzü, artık o tek kişinin emri altında, sonsuza kadar var olacak.
Ve bunun durduramadılar. Kendi yok oluşlarına sebebiyet vermesine rağmen, insanoğlu bunu durduramadı. İçlerindeki kötülük hiçbir zaman dinmedi ve nesilden nesle aktarılmaya devam etti. Birkaç yüzyıl içinde diğer dokuzmilyondokuzyüzbidokuzyüzdoksansekiz defa olduğu gibi bu seferde yeryüzünün sonu geldi. Gittikçe küçülen gezegen insanlara dar gelmeye ve bu sebeple yaşanacak yer kalmayınca da birbirlerini öldürmeye kadar vardı. Kötülük kötülüğü doğurdu, iyilikler ise zamanla yaşlanıp yok oldu. İnsanoğlu kendi kendini yok etti ve bu güzel planıyla ‘Şeytan’ kılını bile kıpırdatmadan bir başarıya imza atmış oldu.
Yeryüzünün sonu geldiğinde ve mini minnacık bir gezegen haline dönüştüğünde üzerinde tek bir küçük canlı vardı. Olan biten her şeyden habersiz bir şekilde yaşıyordu minik gezegeninde. Canından çok sevdiği, her gece üşümesin diye üzerini fanusla kapattığı minik bir çiçeği, son macerasından bulduğu, çiçeğine zarar vermesin diye kutunun içinde sakladığı küçük bir koyunu vardı. Oturmuş bir resim çiziyordu. Dıştan ve içten fil yemiş bir boa yılanı resmiydi bu. Gülerek baktı resmine. Daha 5 dakika önce izlemesine rağmen tekrar özlediği için oturduğu iskemlesini çevirerek günbatımını izlemeye koyuldu. Küçük bir gezegene sahip olmanın avantajıydı bu. İstediğiniz zaman günbatımını izleyebiliyordunuz. İsmi Küçük Prens’ti bu çocuğun ve hayatının sonuna kadar küçük kaldı, mutlu yaşadı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)